7 Mart 2009 Cumartesi

ZICO CSKA'DA İLK KUPASINI ALDI


Arthur Zico CSK Moskova ile ilk kupasın aldı. Rusya Süper Kupa finalinde geçtiğimiz sezonun şampiyonu Rubin Kazan ile oynayan CSKA, normal süresi 1 -1 biten maçın 113. dakikasında Necid'in kendi kalesine attığı golle kupaya uzandı. Zico takımının başında çıktığı 3. maçtan da istediği skoru almayı başardı. Aston Villa'yı Uefa Kupası'nda 1 - 1'in rövanşında 2 - 0 yenerek kupanın dışına iten CSKA Moskova kupanın en büyük favorileri arasında gösteriliyor. Kadıköy'deki finalde Zico'lu CSKA Moskova'yı görürseniz hiç şaşırmayın. Birde Galatasaray - CSKA Moskova finali olursa Aziz Yıldırım o gün kimi destekler diye düşünmüyor değilim. Rusya ligi önümüzdeki hafta başlıyor. CSKA Moskova'da şampiyonluğun en büyük adaylarından... Bu arada hatırlatmak fayda var. Rubin Kazan'da Gökdeniz, 98 ve 105. dakikalarda gördüğü sarı kartlarla uzatma süresinin son 15 dakikasında takımın yanlız bıraktı.

BRUNO FERREIRA MOMBRA ROSA


Bruno Ferreira Mombra Rosa,,, Eminim bir çoğunuz bu ismi duymuşsunuzdur. Bank Asya 1. ligi'nde Orduspor'da forma giyiyor. Henüz 21 yaşında Orduspor formasıyla 22 maçta 20 gol atmış. Nerdeyse maç başına 1 gol ortalaması tutturmuş genç Brezilyalı... Bugün Oynanan Kasımpaşa maçında da 2 gol attı. Süper ligde 4 büyükler de dahil her takımda rahatlıkla oynar. Genç futbolcu Brezilya'da da geleceğin Adriano'su olrak gösteriliyor. Orduspor yönetimi çok akıllı bir transfer yapmış ancak Rosa ile 1 yıllık anlaşma yapmışlar. 31 Mayıs 2009'da Rosa'nın sözleşmesi bitiyor.

Bruno oldukça yetenekli bir oyuncu, etkili bir sol ayağı var ve son vuruşları yeterli. Boyu da 1.85, bir forvet oyuncusu için gayet iyi. En önemli özelliği ise seri bir oyuncu olması. Geliştirmesi gereken yönleri var tabi, topsuz oyun ve tecrübe en büyük zaafı olarak göze çarpıyor Brezilyalının. Belli başlı yeteneklere sahip olarak Türkiye'ye gelen, zaman içinde müthiş bir aşama kaydeden Marco Aurelio gibi bir örnek önümüzde dururken Bruno Mezenga'nın da gelişim kaydetmemesi için hiçbir neden yok.

5 Şubat 2009 Perşembe

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN HAGİ

Galatasaray'ın resmi internet sitesinin açılış sayfasında gördüm ve sizlerle paylaşmak istedim. Bende ''İyiki doğdun Ghorge Hagi'' diyorum.

31 Ocak 2009 Cumartesi

ŞİMDİ ''KOLBASTI'' ZAMANI

Trabzonspor her geçen gün futboluna kalite katıyor. Ankaraspor karşısında da Şampiyonluk yolunda ne kadar ciddi olduklarını gösterdiler. Fenerbahçe maçından sonra zorlu Ankara deplasmanında da bir çok pozisyonu cömertçe harcamalarına rağmen, 2 - 0 gibi net bir skorla sahadan ayrıldılar. Gökhan Ünal'ın golü bana Henry'i hatırlattı. Henry vari bir goldü. Ayağının içiyle uzak köşeye öyle bir yere gönderdi ki kaleci de bizim gibi izledi. Song bu ligde izlediğim en iyi savunma oyuncularından biri... Alanzinho ise sahada kaldığı süre içerisinde kalitesini gösterdi. Uyum sorununu çabuk aşarsa, çok faydalı olacağa benziyor. Ancak Kolbastıyı öğrenmesi için biraz zamana ihtiyacı var. Bu galibiyet ile lider Sivasspor'u puan olarak yakaladılar. Trabzon'u izlerken keyif alıyorum. Ersun Yanal'ı ve onun her zaman yanında olan başkan Sadri Şener'i de kutlamak lazım. Ben ona Trabzon'un Laportası diyorum ve Trabzonlu arkadaşlarım bana çok gülüyor. Trabzonlular gerçekten; başarılı, kendinden emin, nerede ne konuşacağını bilen, polomiklerden uzak duran bir başkana sahipler.

BAROS VE KEWELL

21 Mayıs 2005 Atatürk OLimpiyat Stadı. Liverpool - Milan Şampiyonlar Ligi finali. O unutulmaz maç ve oyuna başlayan 2 isim bugün bizim ligimizde forma giyiyor. Fotoğraftakiler Milan Baros ve Harry Kewell ...
Bu ise 12 Aralık 2008 Ankaragücü - Galatsaray maçı...
Bugün Liverpool ile Milan arasında oynanan o müthiş finali izlerken bu ayrıntı dikkatimi çekti. O finali izlerken bana biri böyle birşeyin gerçekleşeceğini söylese, gerçekten gülüp geçerdim. Ama futbol gerçekten ilginç bir oyun. Harry Kewell'ın yaşadığı talihsiz sakatlıklar ve Milan Baros'un Euro 2004'den sonra yaşadığı düşüş, bu iki yıldızı Florya'ya sürükledi.

30 Ocak 2009 Cuma

FENERBAHÇE'NİN BÜYÜK AYIBI

Emre Belözoğlu'nun kuzeninin restaurant açılışına Galatasaraylı futbolcular Sabri ile Arda da katılmış. Tabi bunda ne var diyeceksiniz. Çok normal bişey, asıl anormalliği ise Fenerbahçe org. yapmış. Site açılışla ilgili yaptığı haberde, Arda Turan ve Sabri Sarıoğlu'nun adlarını yazmıyor ve bunun yanı sıra Galatasaray'ın da adına haberde yer vermiyor. Fenerbahce.org, sanki açılışa birçok kulüpten bir çok futbolcu gelmiş gibi "Açılışta diğer spor kulüplerinin takımlarından bazı oyuncular yer aldı" şeklinde garip ve anlamsız bir ifadeye de yer vermiş. İki hafta önce Fenerbahçe ile Galatasaray ezeli rekabetin 100. yılını kutladılar. Bu tavır Fenerbahçe gibi büyük bir kulübe hiç yakışmıyor. Büyüklük böyle olmaz.

29 Ocak 2009 Perşembe

FINIDI GEORGE


1994 yılında daha 23 yaşındayken Luis Van Gaal tarafından keşfedilmişti. Nijerya'nın adı şanı duyulmamış Shark takımından Ajax'ın yolunu tuttu. Uzun ve kavruk bir yapısı vardı bu siyahı Nijeryalının... Sağ kanatta ve orta da görev yapıyordu. David Ginola, Benito Carbone vs. futbolcular gibi futbol sahnesine ismi bir anda silinmiş fakat onu izleyenlerin asla unutmayacağı iz bırakan oyunculardandı. Benim izlediğim en hızlı futbolcularından biriydi. 100 m'yi 10 saniyeler civarında koşmuşluğu da vardır. 1995 yılında Ajax ile kaldırdığı Şampiyonlar ligi kupası onun futbol hayatındaki en büyük başarısıydı. Dünya'da gerek alt yapıdan, gerekse dışarıdan aldığı genç yetenekleri satma konusunda 1 numara olan Ajax, 1996 yılında Finidi'yi Real Betis'e sattı. 4 yıllık Betis macerası onun için pek de kötü geçmedi ancak takım olarak istenilen hedeflere ulaşılamamıştı. 1997 de oynanan Real Betis - Deportivo lig maçında Alfonso'nun araya attığı pası savunma oyuncularını 1 metre gerisinden gelip, attığı gol hala hafızımdaki yerini koruyor. Daha sonraki sırasıyla Mallorca, İpswich Town ve tekrar Mallorca kariyeri onun sonunu hazırladı. 2003'de onu tekrar Mallorca'ya isteyen de Luis Aragones'ti. Belki çok büyük takımlarda forma giymedi ama Dünya kupalarında bir çok futbolsever Nijerya'yı sadece onun için izlerdi.

Dün akşam TRT 3'de Finidi'nin belgeselini izledim. Seslendirme haricinde herşey çok güzeldi. Keşke böyle belgesellerin hepsini o duygusal ses tonuyla Okay Karacan seslendir se de, Dünya futbolundan kayan yıldızların hikayelerini daha keyifle izlesek.