Galatasaraylılar için 30 Eylül 1998'de oynanan Atletic Bilbao maçınının ayrı bir yeri vardır. Son dakikada Hagi'nin attığı o harika gol hala hafızalarda. O golde bana göre Hagi kadar emeği olan bir isim daha vardı Tugay Kerimoğlu. O gün Ali Sami Yen tribünlerini coşturan ikilinin 12 yıl sonra hedefi yine aynı. Dünkü antrenmanda bu fotoğrafı görünce, yazmak geldi içimden.5 Kasım 2010 Cuma
12 YIL SONRA HEDEF YİNE AYNI
Galatasaraylılar için 30 Eylül 1998'de oynanan Atletic Bilbao maçınının ayrı bir yeri vardır. Son dakikada Hagi'nin attığı o harika gol hala hafızalarda. O golde bana göre Hagi kadar emeği olan bir isim daha vardı Tugay Kerimoğlu. O gün Ali Sami Yen tribünlerini coşturan ikilinin 12 yıl sonra hedefi yine aynı. Dünkü antrenmanda bu fotoğrafı görünce, yazmak geldi içimden.15 Ekim 2010 Cuma
AZRAİL'E ÇALIM ATAN FRANKLIN LOBOS
Franklin Lobos, Şili'nin önemli futbolcularından biriymiş. Futbola profosyonel olarak 1980'de maden kazasının meydana geldiği Copiapo şehrinin takımı Regional Atamaca'da başlayan Lobos, frikikleriyle ün yapmış. Lobos, Şili futbolunun gelmiş geçmiş en önemli futbolcularından biri olan Ivan Zamarona ile birlikte oynamış. Eski takım arkadaşının yeteneklerini öven Zamarona, Lobos'un frikiklerinin önlenemez olduğunu iddia ediyor. Zamorano, "Onun kadar teknik kapasitesi yüksek bir futbolcu hala görmedim. Frikiklerde bileğini de kullanıyordu dolayısıyla vuruşları engellenemiyordu" diyor. Lobos, 1984 Olimpiyatları Elemeleri'nde olimpik milli takımda forma giyme gururunu da yaşıyor. Ancak o dönemlerde futbolcuların günümüzdeki gibi milyondolarlar kazanamadıkları için, Franklin Lobos kariyeri sona erdikten sonra ilk önce direksiyon başına geçip taksicilik yapıyor, 2005'te de madenciliğe başlıyor. Sadece Lobos değil, Şili'de bir futbolcu jubilesini yaptıktan sonra yüksek maaşlar nedeniyle madenciliği seçiyor.
69 gün boyunca kurtarılmayı bekleyen 33 Şililiden biri de oydu. San Jose madeninde 3 ay önce çalışmaya başlayan 'sihirli Mortar' ya da gerçek ismiyle Franklin Lobos, son çalımını Azrail'e atmış gibi görünüyor.
3 Ekim 2010 Pazar
ADAM DEĞİLSİN XAVI
Bu blogu açmama neden olan Xavi Herndez, son 4 yılda 258 resmi maç oynamış. Bülent abi acetobalsamico.blogspot.com'da bununla ilgili çok güzel bir yazısı var. Bu sezonun rakamları hariç, Mayıs 2006-Temmuz 2010 tarihleri arasında Xavi'nin çıktığı maç sayısı 258. Barcelona'da üç sezon arka arkaya 35 maça çıktı, geçen sezon ise 34 maça. 4 yılda geçirdiği sakatlık sayısı 4. Şampiyonlar Ligi'nde sadece bir maç kaçırdı. İspanyol Milli Takımı ile 4 yılda 45 maça çıktı. 22 Kral Kupası, 4 İspanya Süper Kupası, 2 UEFA Süper Kupası, Sezon başına 64.5 maç... 22 bin dakika... Bir daha bizim ülkemizde bir futbolcu çıkıp, haftada 2 gün maç yapmak yoruyo derse, onu Yılmaz Vural'a havale edeceğim.
30 Eylül 2010 Perşembe
BRAVO CÜNEYT ÇAKIR
Rubin Kazan - Barcelona maçını izlerken, bir çok Türk futbolsever gibi gözüm Cüneyt Çakır'ın üstündeydi. Çakır, kariyerindeki en rahat maçlarından birini yönetti. UEFA'nın Cüneyt Çakır'a güvenmesinin en büyük nedeni, cesaretli yönetim göstermesiydi. Dün de yine aynı şekilde kendinden emindi. Verdiği penaltılar ve gösterdiği kartlarda da en ufak bir hata yoktu. Çakır'ın yönettiği Beşiktaş - Fenerbahçe maçını canlı izledim ve aslında o günde iyi bir maç yönetmişti. Ancak maç sonunda Fenerbahçeli Volkan, kendisinin yaptırdığı penaltı ile takımın 2 puan kaybetmesi nedeniyle Cüneyt Çakır'a yüklenmişti. Hakikaten Cüneyt Çakır son 2 yılda büyük aşama kaydetti. Söylemek istediğimi Türk hakemleri çok kötü diyenlere, bugün Fenerbahçe ve Galatasaray Avrupa'da yok ama Süper ligde görev yapan 3 hakem düzenli olarak Avrupa'da maç yönetiyor. Cüneyt Çakır başta olmak üzere, Bülent Yıldırım ve Fırat Aydınus. Temennimiz 2012 Avrupa futbol Şampiyonası ve 2014 Dünya Kupası'nda da Türk hakemlerini görmek. Bu artık çokta zor görünmüyor.
KURNAZ RAMAZAN

Bugünlerde Ramazan Kurnaz diye bir arkadaş Habertürk gazetesinde spor spikerliği yazarlığı yapıyor. Asıl işi ise Ajans Habertürk Genel Müdürüğü. Ancak gel görki, Meyda sektöründe biri konum itibariyle iyi bir yerdeyse, birazda tanıdıkları varsa, çok rahat bir köşe kapabiliyor. Adam işi gücü bırakmış, piyasa yapmak için o bayan spiker şöyle, bu bayan spiker böyle diye yazılar yazıyor. Tek bir nedeni var, tanınan bir olmak. Popüler olmak. Başka türlü kimsenin kendisini okumayacağın çok iyi biliyor. Zamanını başında olduğu Ajans Habertürk'e ayırsa, daha başarılı olabilir. Bu gibi durumların bana antipatik geldiğinden, görüşlerimi belirtmek istedim.
15 Eylül 2010 Çarşamba
METİN OKTAY VE KEWELL
Güzel oyunun, güzel adamları vardır. Hırslıdır. Kaybetmeye tahammül edemez ancak kaybettiğinde de rakibi kutlamasını bilir. Rakiplerinden de büyük saygı görür böyle oyuncular. Galatasaray'ın şuanki mevcut kadrosu içinde Arda Turan dahil en çok sevilen oyuncu şüphesiz Harry Kewell. Şimdi diyeceksiniz Kewell'ın bu üçüncü sezonu ve sadece bir TFF Süper kupa kaldırdı. Ancak taraftar oyuncunun yaptığı mücadelenin samimiyetine bakıyor. Nasıl bizim kuşak hiç izlemeden, tanımadan sevebiliyorsa Metin Oktay'ı, bizden sonrakilerde Kewell gibilerini unutmayacak. Gaziantepspor maçında Ali Sam Yen'deydim. İlk yarı herkesin söylediği gibi 3 pas yapamayan, hücümda etkili olamayan bir Galatasaray vardı. Ancak ikinci yarının ilk 15 dakikası ise daha organize bir takım seyrettik. Elano ve Ali'nin yerine Aydın ve Sabri değişikliği takımı nasıl olumlu etkilediyse, Kewell'ın bu dakikalarda aldığı sorumlulukta göz ardı edilmemeli. Kewell'ın çıkmasıyla birlikte ileride top tutamayan bir Galatasaray izledik. Gaziantepspor sadece bir örnek, bunun gibi bir çok maç sayabilirim. Belki bir Metin Oktay, bir Hagi ve bir Hakan Şükür gibi olmayacak ama Galatasaray taraftarının gönlünde hep ayrı yeri olacak Kewell'ın. O yüzden Metin oktay tişörtü üzerinde ayrı bir anlam kazanmış.
10 Eylül 2010 Cuma
DÜRÜST IBRAHIMOVIC
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
