19 Ocak 2009 Pazartesi

PODOLSKI YUVAYA DÖNÜYOR

Lucas Podolski 2.5 yıl sonra Köln'e geri döndü. 24 yaşındaki futbolcu kariyeri açısından daha iyi bir takıma gidebilirdi ancak o Köln'ü tercih etti. Köln'le 4 yıllık sözleşme imzalayacak olan golcü futbolcu yıllık 3 milyon euro alacak. Köln, bu transfer için Bayern'e ise 10 milyon euroluk bonservis bedeli ödeyecek. Kendisi de Köln'ün eski ikonlarından olan ve 1974 Dünya Kupası'nı kazanan Almanya Milli Takımı'nın kadrosunda yer alan Köln Başkanı Wolfgang Overath, "Lukas'ın bize dönmesinden dolayı çok mutluyum. Kalbini dinledi" diyerek transferi değerlendirirken, Bayern Münih Genel Menajeri Uli Hoeness ise, "Podolski'nin Köln'e dönme ricasını geri çevirmedik. Podolski sözleşmesinin biteceği son aya kadar Bayern Münih için elinden geleni yapacaktır. Zaten bu konuda bize söz verdi" dedi.
Bu kare çok değil 4 ay öncesinin... Podolski, 13 Eylül 2008'de Bundesliga'nın ilk yarısında oynanan ve Bayer Münih'in Köln'ü 3 - 0 yendiği maçta son golü atmış ve 10 saniye yerden kalkmamıştı. Köln taraftarı buna rağmen maç sonu onu bağrına basmıştı. Eğer çok ağır bir sakatlık yaşamazsa, Köln'den daha büyük bir kulübe transfer olacağına eminim...

Bu transfere en çok sevinenlerin başında ise tabi ki Köln taraftarı geliyor.


16 Ocak 2009 Cuma

CALDERON 'OY'ULDU

Madrid'de beklenen oldu ve Calderon istifa etti. Bugün olağanüstü olarak toplanan yönetim kurulu toplantısında durum değerlendirmesi yapan Ramon Calderon önceki gün Marca gazetesinin haberiyle başlayan "Hayali üyeler ile seçildi" baskılarına dayanamadı ve kulüp bu konu ile ilgili soruşturma açmasına rağmen görevinden istifa etti. Fotoğraftaki gibi bir süre kimsenin yüzüne bakamaz.
Ramon Calderon'un yeniden seçilme planları yaptığı ve üyelerden bu sefer tam güvenoyu almak istediği belritiliyor. İspanya'da futbol kamooyu Real Madrid'de yaşanan gelişmelere kilitlenmiş durumda. Bu gelişmenin olabileceği konusunda Marca ve AS gazeteleri ise sabah saatlerinden itibaren flaş puntolarıyla haberler yayınlıyordu.

IBISEVIC NAZARA GELDİ

Hoffenheim'de Vedat İbiseviç şoku yaşanıyor. Golcü futbolcunun ameliyat olacağı ve sezonun ikinci yarısının tamamında oynamma riski bulunduğu belirtildi. Boşnak golcüye bir anlamda nazar değdi. İbiseviç ilk yarıda harika bir performans sergilemişti. Attığı 18 golle Avrupa'nın gol kralı durumunda. Hatta Almanların efsane ismi Gerd Müller de, 40 golle kendisine ait olan Bundesliga'da bir sezonda en fazla gol atma rekorunu İbiseviç'in kırabileceğini söylemişti. İbiseviç böylece peşinde olan Bayer Münih'i de üzmüş oldu. Hoffenheim, Obasi - Den Baba - İbiseviç üçlüsünden en skorer olanı kaybetti. Alman Basını, Hoffenheim'ın Varonin'in gelmesiyle Hertha Berlin'deki popülaleritesini yitiren Pantelic'i kadrosuna katmak istediğini yazıyor.

15 Ocak 2009 Perşembe

MONDRAGON

Basın sektörüne ilk ayak bastığımda 2004'ün son günleriydi. DHA'da staj'a başlamadan önce iş hayatımdaki ilk müdürüm Faik Gürses'in ''Bak burada boş bir bilgisayar ve sandalye var. İstersen o senin olabilir ama hiç bir şeyin garantisini veremiyorum'' demesi hala kulaklarımda çınlıyor. Mesleğe yeni başladığım dönemde başıma gelen bir olayı anlatmak istiyorum. 2005'in Mart ayıydı. Galatasaraylı futbolcular Ümit Karan, Mondragon ile o zamanki teknik direktör Hagi ve Başkan Özhan Canaydın Taksim'de açılan Adidas'ı ziyaret edeceklermiş ve sevgili istihbarat şefimiz Uğur Demirkırdı bu işe benim gitmemi söyledi. Kameraman arkadaşım Eray Durmuş ile beraber işe gittik. Herşey çok güzel geliyordu. Ali Sami Yen tribünlerinde keyifle izlediğim Hagi'yi o gün ilk kez bu kadar yakından görüyordum. Ben bir ara Adidas'ın yeni ürünlerini bakmayı bırakmış Hagi'yi izliyordum.
Diğer basın mensubu arakadaşlarım ''Mondragon ile konuşalımda toplu halde bir röpörtaj yapalım'' dediler. Bende ''Tamam'' dedim. Mondragon'a iki soru sordular, Mondi ikisine de kısa cevaplar verdi. Bu olayın birgün öncesinde Galatasaray, Kayseri Erciyesspor ile Kayseri'de 2 -2 berabere kalmıştı. Üstelik sarı - kırmızılı takım 90+3'de kornerden gelen topa Mondragon'un boşa çıkmasıyla golü yiyerek, Fenerbahçe'nin puan kaybettiği haftayı değerlendiremiyordu. Maç bitiyor ve Ayhan Akman ile Mondragon saha içinde tartışıyorlardı. Bende hani 'Cahil cesareti' derlerya Mondragon'a o olayı sordum. Kolombiyalı eldiven bana sert bir şekilde bakarak, tercümanı vasıtasıyla, ''Sen bizim takımı karıştırmaya çalışıyorsun. Seni başkan'a şikayet edeceğim. Seni Florya'dan içeri aldırmayacağım'' dedi ve ordan gitti. Ben tabii neye uğradığımı şaşırdım. Ancak kötü bir şey yapmadığımı da biliyordum.

Şuan Mondragon takımı Köln ile Antalya'da kamp yapıyor. Bugün gazetelerde röpörtajını okudum ve bu olay aklıma geldi. Röpörtajında '' Galatasaray'ı ve taraftarları unutamadım'' diyor. Ama beni unuttuğu bir gerçek.

14 Ocak 2009 Çarşamba

FİLİSTİN'DE ÇOCUK OLMAK


Bağışlayın beni!
Kenarlarında renkli çiçekler olan mektup kağıtlarına yazmak isterdim.
Kelebek kanatları boyamayı,
Kuşların ötüşünü dinlemeyi,
Hatta uçurtma uçurmayı da öğrenebilirdim.

Bağışlayın beni!
Top ateşleri, bomba gürültüleri arasında doğdum ben.
Yaşım 13. Ninniler yerine, makinelilerin takırtılarıyla büyüdüm.
Renklerden ilk önce, kan kırmızısını tanıdım.

Çiçeklerden önce, ölülerin arasında dolandım.
Hiç saklambaç oynayamadım kelebeklerle.
Ölümlerin ateşinden sesleniyorum size duyuyor musunuz?
Filistin’im ben anlıyor musunuz?Ama yine de yaşıyorum işte.
Çünkü kanlı topraklarda büyürken yaşamayı…

Çiçek boyamayı değilse de, mezar taşlarında çiçek büyütmeyi…
Kelebek kovalamayı değil ama, tüfek tutmayı öğrendik.
Sokak aralarında mermi kovanlarından oyuncak yaptık.
Patlamamış el bombaları topladık.
Mayınların üstünde sek sek oynadık.

Bu kadar nefret, bu kadar acı arasında yaşamayı…
Karanlıklar arasından güneşe bakmayı becerdik.
Onun için kocaman ve karadır gözlerimiz.
Onun için hâlâ sımsıcaktır, düşmana taş atarken nasırlaşan minik ellerimiz.

Evimizi yıktılar dün. Bir baştan bir başa mahallemizi yaktılar.
Mermi kovanlarıyla misket oynarken biz, üzerimize bombalar attılar.
Üç arkadaşım can verdi. Üç küçük çocuk.
Bağışlayın beni, kurtaramadım!
Sarkmıştı omzumdan aşağı kanlı kolum, uzatamadım.

Elim düştü yere, kolum çaresiz…
Kanlarımız karıştı birbirine, arkadaşlarım sessiz. ,
İşte orada kankardeş olduk biz.
Gözlerim karardı önce.
Başım döndü.
Ama uyumak istemiyorum.
Uyursam arkadaşlarım bu dünyadan göçer diye korkuyorum.

Bağışlayın beni! Tutamadım kendimi.
Ölümlerin içinden büyüyorum.
Minicik yüreğimle, ateşlerin arasından, öfkeyle geliyorum.
Dudaklarımdan dökülen özgürlük türkülerini duyuyor musunuz?
Filistin’im ben anlıyor musunuz?

KANOUTE'YE İRAN'DAN DESTEK

Sevilla'nın Deportıvo ile oynadığı maçta attığı golden sonra ''Filistin'' yazılı tişörtü gösteren ve bu yüzden federasyon tarafından 3 bin euro ceza alan Kanoute'ye destek sürüyor. İran'ın Zub Ahan kulübü Kanoute'ye verilen cezayı ödemek için harekete geçti..

İran sports gazetesinin haberine göre Zub Ahan kulübü, İsrail saldırılarını kınamak ve Filistin halkına destek için yaptığı anlamlı hareketten dolayı Kanoute'ye minnettar. Malili oyuncunun bu hareketinden dolayı mağdur olmasını istenmeyen İranlı yöneticiler Kanoute'ye verilen para cezasını ödemek için oyuncuya teklif götürdü. Eğer Kanoute tamam derse bu parayı İranlı yöneticiler ödeyerek dünyaya bir mesaj daha verecek...
Kanoute'ye geçtiğimiz günlerde Barcelona Teknik Direktörü Guardiola'da ''Bu ceza gerçekten çok anlamsız. Eğer bu tür şeylere ceza verilecek olsaydı, gazeteciler köşe yazamazdı. bütün savaşlar saçmadır. bu gibi cezalar verildiği için dünyada bir çok insan öldü" diyerek destek vermişti.

13 Ocak 2009 Salı

YILMAZ HOCAYA ROL TEKLİFİ

Yılmaz hocanın bu haraketlerini artık saha kenarında değil de, dizi setlerinde görebilirsiniz.
TRT'de yapılacak yeni bir dizi için teknik direktör Yılmaz Vural'a rol teklif edilmiş. Sitcom tarzı dizide yer alan teknik direktörlük rolü teklif edilen Vural "Biz rolümüzü gerçek hayatta yaparız" diyerek teklifi reddetmiş. Türkiye'de teknik direktörün işinin zor olduğunu belirten Yılmaz Vural, "Tutup da işimizi bırakıp sitcomda mı oynayacağız ?.Ne işimiz var ben kendi işimi yapmak istiyorum. Ama maalesef Türkiye'de bu görevi yapmak çok zor. Şimdi Futbol Federasyonu yeni bir karar alacak senede bir takım çalıştırmamız konusunda. Yani bütün sorun bizde mi? Peki bizlerin çalışmasını engelleyen, en ufak bir başarısızlıkta sözleşmeleri fesheden yöneticilerin hiç mi suçu yok ? Biraz da yöneticilere bakmak lazım" diyor.
Bu güne kadar Teknik Direktör olarak birçok kulüpte hizmet vermeye çalıştığını belirten Yılmaz Vural "Bizim haklarımızı kim arayacak. Trabzonspor'dan, Ankaragücü'nden, Kocaelispor'dan, Antalyaspor'dan ve daha bir çok kulüpten alacağım var. Bunların hepsinin üzerine su içtik. Yani şöyle söylersek, teknik direktörlükten bu güne kadar 10 kazandıysam, 3'ünü tahsil edebildim, 7'sini ise alamadım. Adalet mi bu. Buna bir çözüm bulmak gerekir" diyor.
Yılmaz hoca söylediklerinin bir çoğunda haklı sayılır ama televizyon yorumculuğu yaparken bir anda Anadolu'dan bir takımın başına geçen, 5 hafta sonra görevinden ayrılan 2 ay boşta kaldıktan sonra sezonun bitmesine 5 hafta kala düşme hattındaki bir takımın başına geçen vs.. bir çok hoca ülkemizde amacı olmadan, sadece bir takım çalıştırayım da gerisini boşver diyen...