24 Nisan 2009 Cuma

ASLANTEPE TÜRK TELEKOM ARENA

ARİF VE OKAN'DAN UEFA KUPASI FİNALİNİN HİKAYESİ

Hafta başında Arif Erdem Ve Okan Buruk ile Uefa Kupası üzerine röpörtaj yapmak için İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un tesislerine gittim. Her iki futbolcu da o günleri anlatırken ortak düşünceleri takımdaki arkadaşlık ortamıydı. Aslında takım olmak sadece sistemden geçmiyor. Oyuncu karakteri ve onlara arasındaki dengelerde çok önemli. 9 yıl öncesine göre şuan Kulüplerimizin gelirleri oldukça yükseldi. Artık yıldız futbolcuları Türkiye'ye getirmek o kadar zor değil. Ancak her zaman savunduğum gibi futbolcu karakteri herşeyin önüne geçiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor - Galatasaray maçını izlerken bişey dikkatimi çekti. Lıncoln'e bir çok takım arkadaşı boşta olmasına rağmen pas vermiyor. Yine Fenerbahçe maçında Ümit Karan'ın Baros'a boş olmasına rağmen pas atmadığını gördüm. Burada Lıncoln'mü, yoksa Baros mu, yada arkadaşlarına pas vermeyenler mi suçlu? siz karar verin. Profosyonel futbolcu sahada takımının menfaati için doğru olan neyse onu yapmalı. Sahada Lincoln yada Baros için değil Galatasaray için mücadele ediyorsunuz.

Arif ve Okan'dan Arsenal Finalinin hikayesini videodan izleyebilirsiniz.

22 Nisan 2009 Çarşamba

IRKÇILIK

Irkçılık Dünya futbolunun son yıllarda en büyük sorunlarından biri haline geldi. İtalya'da son yaşanan olaylar Uefa'yı da harekete geçirdi. Platini artık böyle bir durumla karşılaşılması durumunda maçlara 10 dakika ara verileceğini ve ırkçı haraketlerin sürmesi halinde maçların tatil edileceğini söylüyor. Irkçılığın özellikle de İtalya, İspanya, İngiltere ve Almanya gibi üst düzey liglerde daha çok yaşanması endişe verici bir durum. Avrupa Birliğinde önemli bir yer oluşturan bu ülkelerin halkı bunu yapıyor ama bize 3. sınıf insan gözüyle bakılıyor. Bizim stadlarımızda her şey oluyor ama ırkçılık kavramının var olmadığı bir ülkeyiz. Bu ülke siyahi futbolcuları daha çok sevdi. Geçmişten Amokachi, Okacha, Colibaly gibi bir çok örnek verebiliriz. Yakın zamanda baktığımızda Ahmet Çakar'ın Pascal Nouma'ya zenci futbolcu demesi üzerine, Beşiktaş taraftarı ''Hepimiz zenciyiz'' diye pankart açmıştı. Toparlamak gerekirse, Juventus'u 1998 yılından bu yana sevmem. Apo'yu bahane ederek, İstanbul'a 1 hafta geç gelmişlerdi. Başarı için onlara her yol mübahdır. Yönetim anlayışı taraftara da yansımış. Bide üzerine Balotelli'den özür dilemeyeceklerini açıkladılar. Çalışma Arkadaşım Erbatur Ergenekon'un yazısıyla bitiriyorum.
''Onları ilk gördüğümde "baba bak Beşiktaş" demiştim. Roberto Baggio ordaydı. Ravanelli - Vialli. Hatta Fortunado - Zebina sonra Zidane ve elbette Del Piero. Şampiyonlar Ligi’nde finalde heyecanlandırıyorlardı bizi. Bana duruşu Siyah Beyazdan öğretmişti babam. Duruş, sahi neydi ki duruş dedikleri? Bazı kelimelerle ifade edilebilirdi belki de: Alçakgönüllük, diz üstünde değil ayakların üzerinde yürümek. Kazanmanın her şey olmadığı şey. Bizim sadece takım tutarken değil, hayatın her noktasında sevinmek için sevmediğimiz. Şerefli ikinciliklerin, şampiyonluklardan daha önemli olduğu. Hayatın darbe yemek değil, yediğin darbelere rağmen yürümeye devam etmek olduğu. Juventus'u da bundan sevmiştim ilk görüşte. Dediğim gibi Siyah Beyaz olunca, hemen bir yakınlık duymuştum onlara. İspanya'da Barcelona'yı, İngiltere'de Liverpool'u de Siyah Beyaz’ı bulamadan, o duruşu bularak sevmiştim. Ama Juventus farklıydı onları tanımadan sevmiştim. İtalya özetleri -eskiden böyle her kanalda yayınlanmazken-, oturur onların maçlarını beklerdim. Delle Alpi, sahaya uzak olduğu için üzülürdüm onlar için.
Bir dönem böyle geçti. Ancak önce şike davaları çıktı ortaya. Maçları ayarlayarak kazanmışlardı. kalbim acıdı. Şimdi'de Inter maçında tribünlerin %80'i ırkçı ifadeler içiren tezahüratlar yaptı. Hem de aralıksız. Yıkıldım... Oysa bizim duruşumuzdaki en önemli şeydi "Hepimiz Zenciyiz"'i hissetmek. Demek ki onlara yanlış renkleri vermişler. Beni değil bir çocuğu üzdünüz, oysa renkleriniz siyah beyazdı… Bir de en önemli taraftar grubu drughiler bugün “özür dilemeyeceğiz” diye açıklama yayınladılar. Ne denir ki “O renkler size fazlaymış. Formanızın renklerini değiştirin!”

17 Nisan 2009 Cuma

Bİ DEL PIERO KALMIŞTI

Serie A'da son 7 haftaya girilirken, lider Inter haftasonu 10 puan fark attığı Juventus'a konuk oluyor. Muhtemelen Inter bu sezonda şampiyon olacak gibi. Bu maçı kaybetmeleri onlara için pek bişey ifade etmez. Ancak Juventus'un yıldızı Alessandro Del Piero, Inter’in kıskanılacak bir yanı olmadığını belirtmiş ve bu önemli maçtan önce ortalığı karıştırmıştı. Bu duruma kayıtsız kalamayan Mourinho da İtalyan yıldıza hemen cevabı verdi. Portekizli, ''Del Piero, 10 puanlık farktan dolayı bizi kıskanıyor olabilir. Geçmişi hakkında konuşmakta haklı. Ne yaptıysa Juventus’ta yaptı ama ne utanç verici ki Yılın Futbolcusu Ödülü’nü bir kere bile alamadı'' diyerek Del Piero ve özellikle de Juventus taraftarının çıldırttı. Bu adam Türkiye'de Fenerbahçe yada Galatasaray'ın başında olsa, bütün derbilerde geçen hafta yaşanan olaylar çıkar.

16 Nisan 2009 Perşembe

CHAMPIONS LEAGUE DEĞİL PREMIER LEAGUE

Son 3 yıldır yarı fianldeki 4 takımdan 3'ünü İngilizler oluşturuyor. Şampiyonlar ligi'nde son 4 sezondur finalde kesin bir İngiliz takımı yer alıyor. Bu sezonda en az bir İngiliz takımının 27 Mayıs'ta Roma Olimpiyat Stadında yapılacak finalde mücadele etmesi kesinleşti. Chelsea'nin Barcelona'yı elemesi durumunda ise finalde yine iki İngiliz takımı mücadele edecek. İlginçtir Arsenal ve Barcelona'nın rakiplerni elemesi durumunda 2006'nın rövanşı, Manchester United ile Cheslea'nin finale çıkması durumunda geçtiğimiz sezonun rövanşı olacak. Avrupa'nın en iyi kulüpler işte bunlar. Her sezon en kötü yarı fianl oynuyorlar. Bizimkiler de 1 maç kazansa, Dünya kulübü olduk diye kendini kandırıyor. Neyse aklıma geldikçe canım sıkılıyor. Tekrar Şampiyonlar Ligine dönecek olursak, 2007 ve 2008'de Manchester Unıted, Liverpool ve Chelsea, bu sezonda Manchester Unıted, Arsenal ve chelsea bu önemli turnuvada yarı final oynama başarısı gösterdi. Şampiyonlar Ligini adeta domine eden İngiliz kulüpleri, son 4 kupanın ikisini Adaya götürmeyi başardı. Özellikle geçen yıldan buyana kıta Avrupasının kulüpler bazındaki en prestijli ligi, nerdeyse İngiltere Premier ligine döndü.

OBAMA'DAN BLATTER'E MEKTUP


ABD, 2018 yada 2022 yıllarında yapılacak olan Dünya Kupası finallerine evsahipliği yapmak istiyor. Başkan Barrack Obama ülkesinin 2018 veya 2022 Dünya kupalarına evsahibi adaylığı teklifi için FIFA Başkanı Blatter'a mektup yazdı.
İşte Obama'nın mektubu, ''Çocukken Jakarta'nın kirli yollarında futbol oynardım. Futbol, civardaki bütün çocukları biraraya getirirdi. baba olduğumda da kızlarımın Chicago'daki oyunlarında, aynı birlik ruhunun yaşadığını gördüm. Futbolun gerçekten de tüm dünyaca sevilen bir spor dalı olup, Dünya kupasının, tüm dünyada dostluk ve arkadaşlık duygularını arttırdığını gördüm. Barış için bütün Dünya'yı ABD'ye davet etmek istiyoruz.''

ABD'nin Dünya Kupasını alma şansı oldukça zor. 1994 yılında düzenlemişlerdi. Oldukça yakın bir zaman olduğu için Obama'nın isteği gerçekleşmeyecekmiş gibi gözüküyor. ABD 94'ün benim içinde ayrı bir yeri vardı onu söylemeden de geçemeyecğim. İzlediğim ilk Dünya Kupasıydı. Stoickov ve Hagi gibi oyuncuların yıldızının parladığı, Roberto Baggio'nun hayal kırıklığıyla sonuçlanan, Maradona'nın sonunu hazırlayan bir Dünya Kupasıydı. Obama'yı seviyoruz ama Dünya Kupası ABD'ye göre değil. Zaten 4 yılda bir düzenleniyor. Dolayısıyla futbolun daha çok sevildiği bir ülkeye verilmesi taraftarıyım. En uygunu İspanya - Portekiz ortaklığı...
FIFA İcra Kurulu, söz konusu Dünya Kupalarının evsahiplerini, 2010 Aralık ayında açıklayacak.

14 Nisan 2009 Salı

HILLSBOROUGH FACİASI


14 nisan 2009 Liverpool bir başka ingiliz ekibiyle olan Chelsea ile Şampiyonlar Liginde yarı finale kalma mücadelesi verecek. ne garip tesadüftür ki bundan tam 20 yıl önce 15 nisan 1989 yılında, Hillsborough'da Liverpool ile Nottingham Forest arasında yapılan FA Cup yarı final maçında 96 kişi hayatını kaybetti. Facianın üstünden tam 20 yıl geçti ama Liverpool'lular ve futbolseverler acıyı ilk anki kadar hissediyor. birçok spor sever hala neden ? neden yaşları 45 ile 15 arasında değişen 96 can kaybı diye soruyor. İngiliz futbolunun yıldızı ve Liverpoolun simgesi Steven Gerrard o günü anlatırken gözleri doluyor. ''Maçı televizyondan izlediğimizde , radyodan dinlediğimizde olayın korkunçluğunu anlayamamıştık. Ama daha sonra gözlerimize inanamadık" diyor. 1998 yılından beri Liverpool'un formasını giyen Gerrad bu faciada kuzeninide kaybetmiş.. Yıldız futbolcu " benim Liverpoolda yaptıklaırm aslına bakarsanız bir vefa borcu. Kuzenimin annesi ve babası benim bugünlere gelmemde büyük pay sahibi. Onlara birşeyler verebilmem gerekiyordu" diyor.

Facianın 20'cı yılında ingilterenin üç şehrinde liverpool, Notthingam ve Sheffield'da eş zamanlı anma törenleri düzenlenecek. Olayların çıktığı saat olan 15:06'da saygı duruşu yapılacak.
Kırmızı balon bir daha böyle olayların yaşanmaması için gökyüzüne bırakılacak.
1989'daki olaydan birkaç gün sonra Real Madrid ile Milan arasında oynanan Avrupa Kupası yarı final maçının 6. dakikasında maç Hillsborough’da ölenler için 1 dakikalık sessizik için durdurulur. Sessizliğin 20. saniyesinde tüm milan taraftarları you’ll never walk alone’ı söylemeye başlar.
Tüm dünyada Liverpool taraftarının marşı olarak bilenen you'll never walk alone'da bu olayın ardından kullanılmaya başlamıştı.

Bir not daha iletelim sizlere Liverpool kulübünün yas günü ilan ettiği o tarihten bu yana da 15 Nisan günlerinde hiç maç yapmamıştı.