29 Nisan 2009 Çarşamba

SUPERCLASSICO - 2

Barcelona, Chelsea karşısında bu sezon Numancia'dan sonra ilk kez bir maçta gol tamadı. Guuıs Hıddınk faktörü Nou Camp'ta kendini gösterdi. İspanya'da gözler artık Cumartesi günü oynanacak derbiye çevrildi. Barca'da Marquez sezonu kapattı. Zaten Katalanların çokta savunma oyuncusuna ihtiyacı yok. Her maçı rakip yarı sahada oynuyorlar. Ancak bu sezon rüya takım diye adlandırılmalarına rağmen, Real Madrid'e yenilmeleri halinde puan farkı 1'e inecek. Real Madrid ise ligde Juande Ramosla tek yenilgisini Barcelona'dan almıştı. Ramos'un yönetiminde daha sonra çıktıkları 18 maçın 17'sini kazandılar biri de berabere bitti. Madrid açısından bakıldığında da kötü bir sezon sayılmaz. Cumartesi günü güzel bir derbi bizleri bekliyor.

GERETS MARSILYA'YI BIRAKIYOR

Marsilya şampiyonluğa giderken, teknik direktör Eric Gerets sezon sonu takımdan ayrılacağını açıkladı. Wolfsbourg hariç çalıştırdığı her takımı şampiyon yapmayı başaran Belçikalı, Marsilya'da da bunu başarmak üzere... Gerets ayrılık kararını futbolcularına da söylemiş. Farklı bir yapısı vardır Eric Gerets'in, oyuncularıyla diyaloğu çok iyidir. Galatasaray'dayken bunu görme fırsatı bulmuştuk. Hasan Şaş Malatyaspor'a attığı bir gol sonrası Gerets'e sarılması vardı, iki hafta önce ce Taiwo frikikten attığı gol sonrası Gerets'e öyle bir koştu ki aklıma o an geldi. Gerets'in dün Fransa'da bir radyo programına yaptığı açıklamalardan bir bölümünü Flaying Dutchman'da okudum ve sizlerle paylaşıyorum.

''Umarım taraftarlar futbolculara sahip çıkarlar, aksi halde çok üzülürüm, ama hayat devam ediyor. İstanbul'dan ayrıldığımda işleri yoluna koymayı düşünüyordum. Oradan çok mutlu olmama rağmen, yalnız kaldığımda açıp vakit geçirebileceğim duygularımın ve anılarımın olduğu ufak bir bavulla ayrıldım. Ancak Marsilya'da bu bavulun yeteri kadar büyük olmadığını gördüm. Burada edindiğim tecrübeler o bavula sığmayacak kadar büyük".

28 Nisan 2009 Salı

SUPERCLASSICO - 1

Superclassico'ya 4 gün kala Madrid sokaklarından kareler. Anlaşılan o ki Madridliler havaya girmiş ve takımlarına güveniyorlar.


27 Nisan 2009 Pazartesi

KLINSMAN OUT HEYNCKES IN

Ve Bayer Munih'te Klinsman dönemi sona erdi. Klinsman sabah saatlerinde kulüp yönetimiyle görüşmüş ve sözleşmesi fesh edilmiş. Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona'ya elenmelerini yadırgamamak lazım. Bundesliga'da kötü bir sezon geçirmelerine rağmen lider Wolfsbourg'un 3 puan gerisindeler. Ancak Münih yönetim Klinsman'da ışığı göremedi ve görevine son verdi. Bayer Münih lig sonuna kadar takımı Jupp Heynckes'e emanet etti. Heynckes bakalım 18 yıl sonra yeniden başına geçtiği Bayern'i şampiyon yapabilecek mi?

24 Nisan 2009 Cuma

ASLANTEPE TÜRK TELEKOM ARENA

ARİF VE OKAN'DAN UEFA KUPASI FİNALİNİN HİKAYESİ

Hafta başında Arif Erdem Ve Okan Buruk ile Uefa Kupası üzerine röpörtaj yapmak için İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un tesislerine gittim. Her iki futbolcu da o günleri anlatırken ortak düşünceleri takımdaki arkadaşlık ortamıydı. Aslında takım olmak sadece sistemden geçmiyor. Oyuncu karakteri ve onlara arasındaki dengelerde çok önemli. 9 yıl öncesine göre şuan Kulüplerimizin gelirleri oldukça yükseldi. Artık yıldız futbolcuları Türkiye'ye getirmek o kadar zor değil. Ancak her zaman savunduğum gibi futbolcu karakteri herşeyin önüne geçiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor - Galatasaray maçını izlerken bişey dikkatimi çekti. Lıncoln'e bir çok takım arkadaşı boşta olmasına rağmen pas vermiyor. Yine Fenerbahçe maçında Ümit Karan'ın Baros'a boş olmasına rağmen pas atmadığını gördüm. Burada Lıncoln'mü, yoksa Baros mu, yada arkadaşlarına pas vermeyenler mi suçlu? siz karar verin. Profosyonel futbolcu sahada takımının menfaati için doğru olan neyse onu yapmalı. Sahada Lincoln yada Baros için değil Galatasaray için mücadele ediyorsunuz.

Arif ve Okan'dan Arsenal Finalinin hikayesini videodan izleyebilirsiniz.

22 Nisan 2009 Çarşamba

IRKÇILIK

Irkçılık Dünya futbolunun son yıllarda en büyük sorunlarından biri haline geldi. İtalya'da son yaşanan olaylar Uefa'yı da harekete geçirdi. Platini artık böyle bir durumla karşılaşılması durumunda maçlara 10 dakika ara verileceğini ve ırkçı haraketlerin sürmesi halinde maçların tatil edileceğini söylüyor. Irkçılığın özellikle de İtalya, İspanya, İngiltere ve Almanya gibi üst düzey liglerde daha çok yaşanması endişe verici bir durum. Avrupa Birliğinde önemli bir yer oluşturan bu ülkelerin halkı bunu yapıyor ama bize 3. sınıf insan gözüyle bakılıyor. Bizim stadlarımızda her şey oluyor ama ırkçılık kavramının var olmadığı bir ülkeyiz. Bu ülke siyahi futbolcuları daha çok sevdi. Geçmişten Amokachi, Okacha, Colibaly gibi bir çok örnek verebiliriz. Yakın zamanda baktığımızda Ahmet Çakar'ın Pascal Nouma'ya zenci futbolcu demesi üzerine, Beşiktaş taraftarı ''Hepimiz zenciyiz'' diye pankart açmıştı. Toparlamak gerekirse, Juventus'u 1998 yılından bu yana sevmem. Apo'yu bahane ederek, İstanbul'a 1 hafta geç gelmişlerdi. Başarı için onlara her yol mübahdır. Yönetim anlayışı taraftara da yansımış. Bide üzerine Balotelli'den özür dilemeyeceklerini açıkladılar. Çalışma Arkadaşım Erbatur Ergenekon'un yazısıyla bitiriyorum.
''Onları ilk gördüğümde "baba bak Beşiktaş" demiştim. Roberto Baggio ordaydı. Ravanelli - Vialli. Hatta Fortunado - Zebina sonra Zidane ve elbette Del Piero. Şampiyonlar Ligi’nde finalde heyecanlandırıyorlardı bizi. Bana duruşu Siyah Beyazdan öğretmişti babam. Duruş, sahi neydi ki duruş dedikleri? Bazı kelimelerle ifade edilebilirdi belki de: Alçakgönüllük, diz üstünde değil ayakların üzerinde yürümek. Kazanmanın her şey olmadığı şey. Bizim sadece takım tutarken değil, hayatın her noktasında sevinmek için sevmediğimiz. Şerefli ikinciliklerin, şampiyonluklardan daha önemli olduğu. Hayatın darbe yemek değil, yediğin darbelere rağmen yürümeye devam etmek olduğu. Juventus'u da bundan sevmiştim ilk görüşte. Dediğim gibi Siyah Beyaz olunca, hemen bir yakınlık duymuştum onlara. İspanya'da Barcelona'yı, İngiltere'de Liverpool'u de Siyah Beyaz’ı bulamadan, o duruşu bularak sevmiştim. Ama Juventus farklıydı onları tanımadan sevmiştim. İtalya özetleri -eskiden böyle her kanalda yayınlanmazken-, oturur onların maçlarını beklerdim. Delle Alpi, sahaya uzak olduğu için üzülürdüm onlar için.
Bir dönem böyle geçti. Ancak önce şike davaları çıktı ortaya. Maçları ayarlayarak kazanmışlardı. kalbim acıdı. Şimdi'de Inter maçında tribünlerin %80'i ırkçı ifadeler içiren tezahüratlar yaptı. Hem de aralıksız. Yıkıldım... Oysa bizim duruşumuzdaki en önemli şeydi "Hepimiz Zenciyiz"'i hissetmek. Demek ki onlara yanlış renkleri vermişler. Beni değil bir çocuğu üzdünüz, oysa renkleriniz siyah beyazdı… Bir de en önemli taraftar grubu drughiler bugün “özür dilemeyeceğiz” diye açıklama yayınladılar. Ne denir ki “O renkler size fazlaymış. Formanızın renklerini değiştirin!”